Yarının Kurulması Hedef 2023 başlığı altında bu yıl 16’ncısı düzenlenen Forum İstanbul 17’nin bu yıl ki ana konusu ‘Türkiye Geleceğini Yeniden Tasarlıyor’ oldu. Geçtiğimiz perşembe ve cuma günü boyunca Forum İstanbul 2017 forumuna katılım sağlayarak birbirinden değerli devlet adamı ve şirket yöneticilerinin Türkiye’nin geleceği hakkındaki düşüncelerini dinleme fırsatı bulduk. Dünya ve Türkiye’de yeni dönem, ihracat, sanayide ve ekonomide dijital dönüşüm, gelecekte yaşam ve fırsatlar, Türkiye’nin mali ihtiyaçları, finansal sistemlerin geleceği, enerjide yol haritamız ve savunma sanayi  gibi pek çok konuda konuşulup tartışılarak Türkiye’nin geleceğine ışık tutulmaya çalışıldı …

 

Forum İstanbul 2017’de neler konuşulduğuna ekonomik perspektifle şöyle bir göz atacak olursak ;

Türkiye 2001 ve sonrasında ekonomik bazda gözle görülür bir gelişme kaydederek bugünlere ulaştı. Peki ya bu gelişme Türkiye’nin geleceği için yeterli mi ? Ne yazık ki değil … Türkiye yarınlarını kurmak için 2001 sonrasında yakaladığı büyüme ve gelişme hızını artırarak sürdürülebilir bir potansiyel yakalamak zorundadır. Bu potansiyelden hareketle sürdürülebilir verimli bir ekonomi için herkesin ortak kanaatinin ihracat potansiyelimizin arttırılması olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin ihracattaki sayısal verilerine bakacak olursak, Türkiye bu zamana kadar ihracatını her yıl % 10.3 oranında arttırdığını gözlemliyoruz. İhracat bazında kısa vadedeki amacın bu oranın tekrardan yakalanıp ortalamanın üstüne çıkartabilmek için gerekli özverinin sağlanması ve böylece istikrarlı büyümenin devamlı hale gelmesi şeklinde . Türkiye’nin 2016 yılında gerçekleştirdiği ihracat bedelinin 153 Milyar dolar olduğu görülüyor 2017 yılında konulan hedef ise 155 Milyar dolar olarak gösteriliyor. Rakamlara bakacak olursak Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) 2023 yılı hedefleri doğrultusunda ihracatta 500 Milyar dolar olarak belirlediği hedefe şimdilik biraz uzak olsak da TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin bu hedefe ulaşabilme adına inançlı ve kararlı bir şekilde çalıştığını görüyoruz.

Ya peki Türkiye’nin ihracatını arttırıp dünyanın en iyi ekonomilerinden biri haline gelmesi için neler yapması gerekiyor ?

Öncelikle bu konuda herkesin hem fikir olduğu bir nokta var ki o da dijital dönüşüm temelli olan 4.sanayi devrimi … Türkiye’nin bu zamana kadar gerçekleşen 3 sanayi devrimini de kaçırdığını, hatta 3.sanayi devrimine 30 yıl geç kalındığı üzülerek ifade ediliyor. Bundan önceki sanayi devrimlerini kaçıran Türkiye’nin 4.sanayi devrimi ile önüne yepyeni bir fırsat çıktığını anlaşılıyor. Ülkemizin bu fırsatı değerlendirerek  her anlamda teknolojik atılımı ile birlikte dijital dönüşüme ayak uydurup ‘Sanayi 4.0’ uygulamasını hayata geçirerek dünya ile entegrasyonun sağlanması hususunda ne kadar hayati önem taşıdığını anlıyoruz. Türkiye’nin geleceğini tasarlayabilmesi ve sanayi 4.0 uygulamasını başarıya ulaştırabilmesi için  AR-GE ve inovasyona olan yatırımlarını artırıp sanayi bölgelerinde AR-GE merkezlerinin sayısını çoğaltarak KOBİ ve girişimcileri teknoloji ile bütün hale getirip başkalarının tasarladığı ürünleri üreten ülke konumundan çıkarak akıllı üretimi ve yüksek teknoloji sayesinde katma değerli üretimi arttırması gerekiyor. Tüm bunları gerçekleştirmenin hayalini kuran bir ülkenin AR-GE ve inovasyonda alacağı yol dahilinde bilgi ve iletişim teknolojisi, biyoteknoloji ve nanoteknoloji de yol kat ederek dünya markası olmaması için önünde hiçbir sebep ve engel yok. Tabi tüm bunların yanında yüksek teknolojimizi arttırmamız için beşeri sermayemizi arttırmak zorundayız. Bu sebepten ötürü eğitime büyük önem vererek eğitim hususunda  gerekli reformları gerçekleştirip farklı projeler yaratarak ezber bozan gençlere şans tanımalıyız. Ülke olarak yoğun bir genç nüfusa sahibiz hali hazırda 5 milyon gencimiz ne eğitim ne de iş başında atıl kapasite olarak beklemeye devam ediyor. Yarının gençlerine daha iyi bir Türkiye bırakabilmek için işgücüne katılım oranını artırarak istihdam sorununa çare olmak en ciddi meselelerimizden sadece bir tanesi.

Sözü fazla uzatmadan konuştuklarımızı toparlayacak olursak Türkiye’nin kendi bölgesinde ve dünyada güçlü hale gelip sadece dünyanın en iyi 10 ekonomisi değil dünyanın yaşanılabilir en iyi 10 ülkesi arasına girmek için değişen ve dönüşen dünyayı ayak uydurarak gerekli teknolojik atılımları gerçekleştirip adından söz ettirebilmeli. İhracatta yüksek teknolojili üretime odaklanılarak 500 Milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşarak cari açığımızı kademe kademe azaltabilmeli. Liberal ekonomi kapsamında küresel ticaret hacmini arttırıcı politikalar desteklenip dünya ile olan entegrasyonu sağlamalı. Ekonomide yatırımcıya güven aşılayıp belirsizlikleri ortadan kaldırarak yeni yatırımların önünün açılması sürdürülebilir üreten ekonomiyi de beraberinde getirecektir. Gençleri unutmayıp onları yeni ekonomiye dahil edip üretken hale getirmenin yolları aranarak beşeri sermayelerine yatırım yapılmalı. Tabi tüm bunları gerçekleştirmek için toplum olarak artık birbirimizle uğraşmaktan, siyasi kamplaşmadan/zıtlaşmadan uzaklaşarak ortak paydamız olan ‘Türkiye’ için mücadele vermeliyiz ve Türkiye markasını dünyaya duyurmalıyız. Gelecek şimdi başlıyor 1 dakika dahi geç kalmadan şimdiden itibaren geleceğimiz için çalışmaya başlamalıyız. Artık zaman laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koyma zamanıdır …

 

Muhammet Ali Erdoğan

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here