Sineklerin Tanrısı: İçimizdeki Biz

0
169

Kiminiz kitabını okumuştur, kiminiz çekilmiş siyah beyaz (1963) ya da renkli filmlerinden (1990) birini seyretmiştir. Kiminiz ise her ikisine de henüz hayatında yer vermemiş olabilir. Burada kısaca bahsedeceğim ama baştan belirtelim: ne kadar anlatırsak anlatalım asla seyretmiş ya da okumuş kadar olmayacaksınız. Onun için bir noktada mutlaka cesaret edebilirseniz hayatınıza alın derim.

Neden cesaret edebilirseniz mi dedim? Çünkü insanoğlunun ne kadar acımasız olabileceği masum çocuklar üzerinden anlatılıyor. Evet biz bunu her gün haberlerde görüyoruz diyebilirsiniz ancak konu çocuklar olunca ve aslında içinde yaşadığımız toplumla, daha doğrusu toplum kavramıyla ve kendinizle bağlantı kurunca, her akşam seyrettiğiniz ve sonra kanal değiştirip haftalık dizinize geçtiğiniz haberlerden daha fazlası olduğunu göreceksiniz.

Yazarından, bu kitabı nasıl yazdığından ve sonra filmlerinin nasıl çekildiğinden bahsetmeyeceğim. Direkt konuya gireyim. Bir grup askeri okul öğrencisi kaza sonucu bir adaya düşerler. Başlarındaki sorumlu tek yetişkin başına aldığı darbe nedeniyle kendinde değildir. Çocuklar bu adada varlıklarını sürdürebilmek ve kurtaracak birileri gelene kadar bir düzen oturtmak için harekete geçerler. Öncelikle Ralph’i lider seçerler ve Ralph görev dağılımını yapar. Bu arada kilolü ve gözlüklü olduğu için sürekli alay edilen Domuzcuk lakaplı çocuğun bulduğu deniz kabuğu da liderin eline geçer ve bir temsil olarak kullanılır. Bu süreçte Ralph, ateş yakılması ve ateşin başında nöbet tutulmasını da sürekli sağlamaya çalışır ki böylece denizden geçen bir gemi olursa kurtulma şansları olacaktır. Ancak Jack’in başını çektiği bir grup, adadaki özgürlükten memnundur ve ayrılmak değil avlanmak isterler. A Avlanmak her ne kadar yemek için bir ihtiyaç olsa da bir yerden sonra onların antisosyal özellikleri olan Jack tarafından manipüle edildikleri ve ayrı bir grup olarak kendi kurallarını oluşturdukları vahşi bir eyleme dönüşür. Zamanla Ralph ve Jack arasında sürtüşme artar ve iki grup birbirinden ayrılır. Dahası, Ralph’in grubundan bazı çocuklar daha güçlü olduğunu ve aç kalmayacaklarını düşünerek Jack’in grubuna geçerler.

Bu arada Jack ve arkadaşları zaman zaman kendi ihtiyaçları için Ralph’in grubuna saldırırlar. Derken bir gece bu vahşi “oyunlar” sırasında bir arkadaşlarını tanıyamazlar ve öldürürler. Bundan sonra artık psikolojik olarak da bazı şeylerle baş etmek zorundadırlar. Jack’in grubu suçluluk duygusundan ziyade saldırgan güdülerine daha çok sarılıp diğer gruba karşı da benzer tavırları göstermeye başlar. Ralph ise Domuzcuk ile baş başa kalmıştır ve olanlara inanmakta zorlanır. Tekrar Jack ile konuşmaya gittiklerinde, tepeden Roger adlı arkadaşlarının yuvarladığı kaya Domuzcuk’un üstüne düşer ve ölümüne neden olur. Bundan sonra sıra Ralph’tedir. Jack ve grubu öldürmek üzere Ralph’i kovalamaya başlarlar. Ralph sahile ulaştığında ise onları kurtarmak üzere gelmiş kişilerle karşılaşır ve böylelikle hayatta kalır. Ve tekrar o çocuksu masumiyete dönerek ağlamaya başlarlar.

Hayal etmesi pek de kolay değil, değil mi? Oysaki bu filmin yayımlandığı dönem bir grup çocuk sokakta bir başka çocuğu döverek gerçekten öldürmüşlerdi. O kadar vahşileşen çocukları, birilerini öldürmeye iten şey ne olabilir? Aslında düşünürsek hiçbirimizin onlardan farkı olmadığını görebiliriz. Hepsi masum, hepsi meraklı, hepsi hayatta kalma güdüsüne sahip ve hepsi bunun için öldürebilir… Birinin yaşamına son vermek olarak düşünmeyelim sadece. Birinin işine son vermek de olabilir. Biz de eyleme dökmüyor görünsek de toplum içinde çok acımasızlaşmıyor muyuz zaman zaman? Sınırımız ne, nereye kadar gidebiliriz biliyor muyuz? Siz de kendinizi “hayatta yapmam” dediğiniz şeyleri yaparken bulmadınız mı hiç?

Evet grup dinamikleri, lider özellikleri ve liderlik çeşitlerinden girebiliriz konuya. Ama daha bireysel sorgulayalım bu filmi. Hepimiz belli gruplara aitiz ya da ait olmaya çalışıyoruz. Bu grupların normlarını genelde benimsiyor, ona göre hayatımızda belli şeylere yer veriyor, simgeleri kullanıyor, amaçlar ediniyoruz. Peki bireysel olarak bizi buna iten şey ne?

Öncelikle aidiyet hissi bir ihtiyaçtır. Hayatta kalma güdüsü de hepimizin içinde vardır. Modernleşmiş dünyada belki bu ölümle ilgili olmayabilir. Hayatta kalma kavramı bizim için daha çok “iyi para kazanma”, “iyi yaşam standartlarına sahip olma”, “kariyer yapma”, “belli camiaların mensubu olabilme”, “başarılı olma”, “güzel görünme” gibi birçok farklı kavrama dokunuyor artık. Bunlara karşı bir tehdit hissettiğimizde ise tırnaklarımızı çıkarıyoruz ve bazen o çocuklardan bir farkımız kalmıyor. Başkalarının yaşam alanlarını katlederek kendimizinkini korumaya çalışıyoruz. Bu nedenle çok rahat diyebiliriz ki içimizdeki bize bakarsak, masum tarafımızı bir yana bıraktığımızda – ki o da hepimizde mutlaka var – vahşi tarafımız da herkes kadar mevcut, ama sadece şekil değiştirmiş durumda; yani daha modernize edilmiş durumda diyebiliriz.

Daha önce yazdığım “Das Experiment – Deney” filmi de buna çok daha ilkel bir örnek aslında. Stanford üniversitesi Psikoloji bölümünde yapılan gerçek bir deneyden yola çıkılarak iki kez çekilmiş olan filmde sizin bizim gibi insanların iki gruba (gardiyanlar-mahkumlar) ayrılıp sonra nasıl gittikçe acımasız tepkiler verdiğini, durumun tecavüze, cinayete kadar gittiğini ele almıştık. İnsanları gruplaştırıp onlara misyonlar ve simgeler verip aidiyet duygusu oluşturduklarında, bu insanların ait hissettikleri gruba karşı en ufak bir tehdit algıladıklarında tepki verdiklerini biliyoruz; çünkü bunu varoluşlarını anlamlandıran o gruplar üzerinden aslında varlıklarına bir tehdit olarak algılıyorlar. “Sineklerin Tanrısı”ndan bir farkla: Deney filminde yetişkinler var, burada çocuklar.

Dolayısıyla kabul etmeliyiz ki hepimiz biraz masum, biraz vahşiyiz. Hepimiz bilinçli olarak ya da bilinç dışında varlığımızı sürdürmek istiyoruz. Sınırlarımızı tam olarak bilmiyoruz, sadece tahmin ediyoruz ama muhtemelen yanılıyoruz ve umarım hiçbir zaman

Paylaş
Önceki İçerikCevabını Çok Az Kişinin Bildiği Büyük Türk Tarihi Testi
Sonraki İçerik”Trafikte Kadına Şiddete Hayır” Cezası
2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)Psikoloji bölümünden mezun olan Burcu Sevim, “Otizm tanısı almış çocukların annelerinde stres, depresyon, kaygı ve intihar düşünceleri” konulu tezi çerçevesinde stresle başa çıkma programı uyguladı ve Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladı. “Karşı cinsle ilişkilerde mizah, bağlanma, kişilik özellikleri, psikolojik sorunlar ve öfke” konulu tezi ile 2011 yılında ODTÜ’de Klinik Psikoloji doktora programını bitirdi. Eğitimi süresince önde gelen hastanelerde psikiyatri servislerinde staj yaptı, çeşitli Klinik Psikoloji ve Psikiyatri merkezlerinde psikoterapi uygulamalarına devam etti ve süpervizyon aldı. ODTÜ’deki eğitimi sürecinde dahil olduğu Psinema grubunun etkinlikleri bünyesinde sinematerapiye olan ilgisi arttı ve uygulamalarında filmleri kullanmaya başladı. Verdiği seminerlerin yanı sıra, psikoloji ve sinemanın iç içe olduğu radyo programının yapımcılığını üstlendi, Psinema dergide çeşitli yazıları yayınlandı ve editörlük yaptı. Cinemascope dergisinde SinemaTerapi köşesinde yazdı, yurt dışında intihar ve sanatla ilgili yapılan bir çalışmada ergen intiharları ve filmler konulu yazısıyla katkıda bulundu. ODTÜ KKK Psikoloji bölümünde ve Yeditepe Üniversitesi Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümlerinde öğretim görevlisi olarak Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji ve Filmler & Psikopatoloji dersleri verdi ve derslerde filmleri kullanarak daha keyifli ve kolay öğrenmenin sağlanmasını hedefledi. Çeşitli psikoloji sitelerinde sinema ve psikoloji konulu yazıları bulunmaktadır. Halen Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans ve doktora programlarında ders vermekte, psikoterapi uygulamaları yapmakta, film gösterimleri ve söyleşileri düzenlemektedir. BS Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde ergenler ve yetişkinlerle Bilişsel-Davranışçı Terapi, İlişkiler Arası Terapi ve Sinematerapi yaklaşımlarından yararlanarak çalışmaktadır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, travma, ilişki problemleri, ergenlik gibi farklı problem alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here