Üçüncü yazımdan herkese merhaba.. Sonunda beklediğimiz ilkbahar geldi. Havalar ısınmaya başladıkça, çevremiz de doğa da renklenmeye başladı. Gözümde, 2012 yılında Sabancı müzesinde sergilenen Claude Monet’in ‘’Water Lillies ( Nilüferler)’’ adlı tabloları canlanmaya başladı. Ben de, Claude Monet’in ilkbaharla özdeşleşen harika evini, bahçesini ve eşsiz eserlerini sizlerle paylaşmaya karar verdim.
Claude Monet’in yaşam öyküsünden çok kısa bahsetmek gerekirse Fransız ressam 1840 Paris doğumlu. Ve ünlü ressamlar gibi zor cetin bir hayat gecirdi. Manet, Degas, Renoir, Cezanne, Pissaro, Sisley gibi ünlü ressamlarla da çağdaş ve dosttu. Monet, İzlenimcilik gibi hayale karşı büyük bir ilgi duyan ve eserlerinde soyut tasvirlere bolca yer verilen bir akımın en önemli isimlerinden biri oldu.
Eğer yolunuz olur da Paris’e düşerse 80 km uzaklıkta mutlaka bu küçük Giverny kasabasına ve Monetin evine uğramayı unutmayın. Şayet ben öyle yapacağım. Ölümünden sonra Fransız Akademisi’ne bağışlanan ev 1980’den bu yana ziyarete açık. Restorasyonlar ve iyileştirmeler sonucu hala o eski dokusunu ve güzelliğini korumakta. Bu muazzam yer, günümüzde oldukça popüler ve herkesin merakını uyandırıyor. Claude Monet, harika eserlerini yarattığı yeri görmek hepimiz için de büyük şans…
Claude Monet, 1883 yılında ikinci eşi Alice ve 8 çocuğuyla Fransız köyü Giverny’e yerleşti. Yaşadığı Giverny evinde kendi bahçesini kendi oluşturması ve onu tablolarına taşıması onu essiz yapan özelliklerden biri oldu.
43 yıl boyunca Giverny’deki evde yaşayan Monet, maddi yetersizlikler yaşadığı zamanlarda bile yıllar içinde evini kendinin ve ailesinin mutlu olacağı şekilde restore etti. Başlangıçta küçük bir yapı olan bu ev, eklentilerle bugün 5 metre eninde ve 40 metre uzunluğundadır.
Evinin yanındaki ahşap ahırı kendisine stüdyo yaptı. Renkleri çok seven Monet, evinin her odasında ayrı bir renk kullandı. Misafirleri için sarı renkli büyük bir yemek odası ve onunla uyum içinde olacak çivit tonlarında büyük bir mutfak tasarladı. Kızlarına pembe renkli odalar verdi. Başlangıçta gri boyalı olan pencereleri yeşile boyayarak masal evini tamamladı.
Monet’in Bahçesi, büyük emekler sonucu yapay göletten, Japon stili köprülerden, söğüt ağaçlarından ve tüm yaz çiçek açan nilüferlerden oluştu. Monet’in doğaya,bahçesine, çiçeklerine olan tutkusu ölene kadar devam etti. Bahçesine ve çiçeklerine o kadar düşkündü ki, 1895 kışında ikinci eşi Alice’e yazdığı mektupta “Japon şakayıklarını örtmeyi unutmadın değil mi? Eğer unuttuysan bu bir cinayettir” der.Bu yüzden Monet en büyük eseri olarak tablolarını değil bahçesini gördü.
Bahçesi aslında tablolarından dolayı bize çok tanıdık geliyor. Peyzajdaki uyumu, renklerin harmonisini ve her mevsim bahçenin değişen renklerini, Monet tablolarıyla daha da eşsiz kılıyor. Kullandığı yoğun fırça darbeleriyle tablolarında o bahçeyi ve suyun yansımalarını üc boyutlu olarak hissediyorsunuz. Tablolarına detayları incelediğinizde, renk karmaşası gibi gözüken yerler,bütünde harika bir yalınlık kazanıyor.Tabloları bize ressamın özgünlüğünü ve doğayı olduğundan daha da güzel, renklerle hayallerini nasıl resmettiğini anlatıyor.
Sanılanın aksine doğayı fotoğraf gibi çizmek, yansıtmak gerçek bir yetenek değil. Vincent Van Gogh, Claude Monet gibi yaşadığı zamanın ötesinde olan ünlü ressamların tablolarında kendi bakış açılarını, hayal dünyalarını bize renklerle, fırça darbeleriyle yansıtmaları onları bütün dünyadaki önemlerini daha da artırıyor. Amatör olarak tablolar yapsam da, ben de tablolarımda yoğun renklerle doğayı yansıtmayı seviyorum.
Son olarak da umarım Monetle beraber sanata, doğaya olan ilginiz daha da artmıştır. İlkbaharı bütün renkleriyle neşeli geçirmeniz dileğiyle, mutlu kalın..

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here