LEON: SEVGİNİN GÜCÜ MÜ YOKSA BİR PROFESYONEL Mİ?

0
276

Bu başlık da nereden çıktı diyeceksiniz, filmin orijinal ismine bakalım “Leon: The Professional”. Hatta sadece “The Professional”. Ancak hepimiz bu filmi “Leon: Sevginin Gücü” olarak tanıdık.

Neden mi?

Bence bir nedeni var. Hemen insan odaklı terapötik yaklaşımın babası Rogers’a dönmek istiyorum bu noktada. Ve “koşulsuz kabul” veya “koşulsuz sevgi”den bahsetmek… Ne demek koşulsuz kabul/sevgi? İngilizce “unconditional positive regard” olarak belirtiliyor ve hangi terapi yaklaşımını uygularsanız uygulayın tedavi edici bir faktör olarak görülüyor. Çünkü koşulsuz kabul/sevgi, karşıdakini ayrı bir insan olarak, herhangi bir beklenti ya da çıkar gözetmeden karşıdakine özen göstermek, onu olumlu tarafları kadar olumsuz duyguları, deneyimleri ile ve bunlardaki istikrar ve istikrarsızlıkları ile görmek ve kabullenmek demek.

“Ama”lar, “Eğer”ler olmadan “seni seviyorum, kabul ediyorum” diyebilmek demek.

Terapistin danışanı /hastayı yargılamadan, eleştirmeden, olduğu gibi kabullenmesi yükümlülüğü de işte buradan geliyor. Ama dikkatinizi çekmek istiyorum: Terapistin yükümlülüğü… Peki ya gerçek hayatta? Bu ne kadar mümkün? Ne kadar olası? Ne kadar kolay?

Zor. Hem de çok zor.

Hepimizin “arızalarının” olduğunu baştan söyleyelim. Bu akıl hastalığı ya da bir sorun demek değil. Ancak hiçbirimiz kusursuz değiliz. Ve bu şekilde var olmaya, yaşamaya, ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bu süreçte birilerini ya da bir şeyleri tehdit olarak görmemiz, kendimizi korumaya çalışmamız o kadar olağan ki. Bu şartlar altında koşulsuz kabul/sevgi ne kadar mümkün olabilir?

Bu noktada filme dönmeliyiz belki de. Kiralık bir katille 13 yaşındaki bir kızın hikayesine… Gerçek hayatta karşılaşsak biri uzak durmayı tercih edeceğimiz bir karakter, diğeri ise şefkat ve belki acımayla yaklaşacağımız bir çocuk. Oysa biri ailesi katledilen bu çocuğa bir destek veren yetişkin, diğeri ise masum sevgiyle acısını hafifletmek için en acımasız yola yönelmiş biri. Peki şimdi önyargılarımızı bir kenara bırakalım mı zor olsa da?

Aslında aralarında Amerikan halkını rahatsız edecek ve bazı sahnelerin kesilmesine neden olacak türden bir sevgi gelişen bu iki karakter bize koşulsuz kabulü/sevgiyi o kadar güzel anlatıyorlar ki… Başta biraz farklı olsa da birbirlerini olduğu gibi görüp, yargılamadan sevgiyle kabullenen bu iki yabancı, iki yol arkadaşı oluveriyor. Ve hayatını belli şekilde devam ettiren, yatakta bile uyumayan biri gibi kardeşinin acısıyla baş etmeye çalışan bir çocuğun da iyileştiğini görüyoruz. Biri yatakta uyuyor, biri sigarayı bırakıyor. Birbirilerinin sözlerine itimat ediyorlar, dinliyorlar, paylaşıyorlar, yol arkadaşı oluyorlar, ortak oluyorlar ve yola devam ediyorlar. Risk alıyorlar. Zaten her ilişki bir risk değil midir?

Birbirlerine her ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın koşulsuz kabul/sevgi ile yaklaşıyorlar. Gerçek hayatta bulmakta zorlandığımız, vermeyi bile düşünmediğimiz koşulsuz kabul/sevgi ile. Hepimizin ihtiyaç duyduğu, bazen sadece annelerin verebileceğine inandığımız bir yaklaşım ile…

Açıkça bir kez daha söyleyelim, o kadar kolay değil. Ve istemek kadar vermeyi de düşünmediğimiz bir şey. Onun için tekrar soruyorum: Sevginin Gücü mü Profesyonel mi?

Paylaş
Önceki İçerikBRİDGET JONES’UN BEBEĞİ – EVLENEMEYEN/ÇOCUĞU OLMAYAN KADIN OLMAK
Sonraki İçerikEge Denizi’nde Neler Oluyor?
2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)Psikoloji bölümünden mezun olan Burcu Sevim, “Otizm tanısı almış çocukların annelerinde stres, depresyon, kaygı ve intihar düşünceleri” konulu tezi çerçevesinde stresle başa çıkma programı uyguladı ve Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladı. “Karşı cinsle ilişkilerde mizah, bağlanma, kişilik özellikleri, psikolojik sorunlar ve öfke” konulu tezi ile 2011 yılında ODTÜ’de Klinik Psikoloji doktora programını bitirdi. Eğitimi süresince önde gelen hastanelerde psikiyatri servislerinde staj yaptı, çeşitli Klinik Psikoloji ve Psikiyatri merkezlerinde psikoterapi uygulamalarına devam etti ve süpervizyon aldı. ODTÜ’deki eğitimi sürecinde dahil olduğu Psinema grubunun etkinlikleri bünyesinde sinematerapiye olan ilgisi arttı ve uygulamalarında filmleri kullanmaya başladı. Verdiği seminerlerin yanı sıra, psikoloji ve sinemanın iç içe olduğu radyo programının yapımcılığını üstlendi, Psinema dergide çeşitli yazıları yayınlandı ve editörlük yaptı. Cinemascope dergisinde SinemaTerapi köşesinde yazdı, yurt dışında intihar ve sanatla ilgili yapılan bir çalışmada ergen intiharları ve filmler konulu yazısıyla katkıda bulundu. ODTÜ KKK Psikoloji bölümünde ve Yeditepe Üniversitesi Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümlerinde öğretim görevlisi olarak Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji ve Filmler & Psikopatoloji dersleri verdi ve derslerde filmleri kullanarak daha keyifli ve kolay öğrenmenin sağlanmasını hedefledi. Çeşitli psikoloji sitelerinde sinema ve psikoloji konulu yazıları bulunmaktadır. Halen Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans ve doktora programlarında ders vermekte, psikoterapi uygulamaları yapmakta, film gösterimleri ve söyleşileri düzenlemektedir. BS Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde ergenler ve yetişkinlerle Bilişsel-Davranışçı Terapi, İlişkiler Arası Terapi ve Sinematerapi yaklaşımlarından yararlanarak çalışmaktadır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, travma, ilişki problemleri, ergenlik gibi farklı problem alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here