Hılfu’l-Fudûl Cemiyeti

0
260
Hılfu’l-Fudûl Cemiyeti Mekke'de şehrin zengin, itibarlı ve en yaşlısı sayılan Abdul­lah b. Cüd’a’nın evin­de kuruldu.

Peygamber Efendimiz, yirmi yaşında henüz peygamberlik görevi tebliğ edilmemiş.Son Ficar Harbi’nde, çok kimse hayatını kaybetmiş, çok kan akmıştı. Bununla beraber Arap kabileleri arasındaki düşmanlık duygusu daha da artmıştı. Her boş sebepler yüzünden büyük hadiseler çıkabilir, adam öldürülebilir, kabileler birbirine saldırabilir durumdaydı.

Artık dışarıdan gelen yabancılar için can, mal ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı.İsteyen istediği yabancının malını alıyor, karşılığında tek kuruş ödemiyordu. Güçsüzler her türlü zulme maruz kalıyor ve bunlara karşı koyamıyordu.

Buna bir çare bulunması gerekiyordu. İnsanlığa yakışmayan bu durumun önüne geçilmesi gerekiyordu.

Bütün bu olayların içinde bardağı taşıran son damla, Yemen’in Zebid kabilesinden birinin bir deve yükü malının, şehrin ileri gelenlerinden Âs. b. Vâil tarafından gasp edilmesi hadisesi oldu.

Zebidlinin yardım istemek maksadıyla çaldığı her kapı, yüzüne kapanı­yor­du. Sonunda, Ebû Kubeys dağına çıkarak, uğradığı zulümü Ku­reyş­li­lere yüksek sesle bildirmeyi denedi ve şehir halkını yardıma çağırdı.

Bu davet, cemiyetin perişan halini düşünen kafaları uyandırdı. Derhal bir araya toplanarak, bu yolsuzluklara, bu kötü davranışlara çare aramaya koyuldular. Bu konuda başı çeken ve Mekke’nin hatırı sayılır büyüklerini bir araya getirmeye teşebbüs eden ilk şahıs, Peygamberimizin amcası Zübeyr ol­du.

Hâşim, Muttalib, Zühre, Esed, Hâris, Teymoğullarının ileri gelenlerinden bir çoğunun katılımyla Mekke’nin zengin, itibarlı ve en yaşlısı sayılan Abdul­lah b. Cüd’a’nın evin­de toplanıldı ve “Hılfu’l-Fudûl” cemiyeti kuruldu.

Uzun uzadıya konuşup tartışıktan sonra, şu maddeleri karar altına aldılar:

  1. Mekke’de  ister ehlinden, ister dışından olsun zulme uğramış kimse bırakılmayacaktır.
  2. Bundan böyle Mekke’de zulme asla meydan verilmeyecek, zalime asla müsamaha ve fırsat tanınmayacaktır.
  3. Mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya kadar, mazlumlarla beraber hareket edilecektir.

Cemiyet üyeleri, bu ahitleri üzerinde sebat edeceklerine dair de şöylece yeminde bulundular:

“Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayıncaya, Hira ve Sebir dağı yerlerinden silinip gidinceye, Kâbe’de istîlâm ibadeti [Kâbe’nin tavafı sı­ra­sında Hacerü’l-Esved’e el sürülmesi ve izdiham dolayısıyla bizzat el sürü­lemiyorsa uzaktan selamlama işaretinin ya­pılması] ortadan kalkıncaya kadar bu ahdimizde sebat edeceğiz.”

Kurulan bu cemiyete “Hılfu’l-Fudûl” adı verildi.

Sebebi şöyle izah ediliyor:

“Hilf” yemin, “Fudûl” ise fâzıllar demek.

Mekke’de bulundukları bir sırada Cürhümî kabilesinden Fazl isminde iki ki­şi ile Katüra kabilesinden Fudayl adında biri, “şehirde, zulme ve tecavüze mey­dan vermemek” hususunda yeminde bulunmuşlardı.

Ku­reyş ileri gelenleri de, bunlara benzer sebeplerden dolayı bir araya gelip karar aldıklarından, “Fâzıllar” hadisesini hatırlama babında bu cemiyete “Hılfu’l-Fudûl” denildi

Cemiyetin ifa ettiği ilk iş, Yemenli Zebidlinin, ticaret maksadıyla getirdiği malın Âs b. Vâil’den geri alınması oldu.

Sevgili Peygamberimiz de, henüz yirmi yaşında bir genç olmasına rağmen, yaşlılardan teşekkül eden bu cemiyete amcalarıyla birlikte katılmış ve zulme karşı birleşmede oyunu müspet olarak kullanmıştır.

Bu, Efendimizin genç yaşından beri derin düşünceye sahip olduğunun, zulme karşı nefret duyduğunun ve henüz o zamandan be­ri kavmi ve kabilesi arasında büyük bir itibara sahip bulunduğunun ifadesidir.

Şefkat ve merhamet timsâli zât, elbette peygamberlikle vazifelendirilmeden evvel de mazlumun imdadına koşacak, bu hu­susta gösterilen gayretlere yar­dımcı olacaktır. Çünkü o, “güzel ahlâkı tamamlamak” maksadıyla gönderil­mişti. Öyle ise, güzel ahlâka vasıta olan her gayrete ken­di­si de katılacaktı.

Nitekim kendilerine İlâhî risâlet vazifesi verildikten son­ra da, mezkûr ce­miyete katılmış olmaktan duyduğu mem­nuniyeti şu ifadelerle beyan buyura­caktır:

“Abdullah b. Cüd’a’nın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum. Bence o yemin, kırmızı tüylü develere sa­hip olmaktan daha sevimlidir! Ben, ona İslamiyet devrinde bile çağrılsam icabet ederim”

 



Cengiz Han Hakkında Bilinmeyenler

Gökyüzünün En Tehlikeli 10 Savaş Ucağı

İsteseniz De Asla Gidemeyeceğiniz 10 Yer

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here