Bu senenin 22 Nisan Dünya Günü, Mart ayından itibaren Washington DC ve dünyadaki düzinelerce şehirde gerçekleşen bilim mitingleri ile dolup taştı.
Sonuç olarak, 1970’teki ilk Dünya Gününden bu yana çok şey değişti. O yıllardan bu zamana, sadece küresel ısınma ve okyanus asitlenmesi gibi yeni sorunlarla yüzleşmek için bu kadar büyük ilerleme kaydettik. Bugün bile, Dünya hakkındaki bilgimiz her geçen yıl gelişmeye devam ediyor. Yeni jeolojik özellikler ortaya çıkardık. Soyu tükenmiş türleri yok olma eşiğinden geri getirdik. Atmosferi daha iyi ve daha kötü olacak şekilde dönüştürdük.
İşte son Dünya Gününden bu yana Dünya hakkında öğrendiğimiz en şaşırtıcı, umut verici ve endişe verici şeylerin listesi:

1) Bilim adamları yeni bir kıtayı (bir nevi) keşfetti: Zealandia!

yeni kıta bulundu ile ilgili görsel sonucu

Bilim adamları Yeni Zelanda’yı bu yıl keşfetmediler. Asırlardır orada duruyor. Ancak Şubat 2017’de jeolog Nick Mortimer önderliğindeki bir araştırmacı ekibi, dünyanın bu köşesine tekrar bakmamız gerektiğini savunan bir bildiri yayınladı. Çünkü Yeni Zelanda sadece küçük bir ada ulusu değil. Muhtemelen, Kuzey Amerika veya Güney Amerika’dan pek farkı olmayan, 1.9 milyon kilometre karelik bir kıtanın parçası.
Bilim adamları, yıllardır Yeni Zelanda ve Yeni Kaledonya’yı kuşatan kıtasal kabuğun levhası hakkında veri topluyor (tabii ki bu levhanın çoğu su altındadır). Zamanla, bu arazi kütlesinin kendine özgü bir jeolojisi ve komşusu olan Avusturalya kıtasından ayıran iyi tanımlanmış bir yapısı olduğunu fark etmişlerdir. “Kıta”yı neyin oluşturduğuna dair belirli tanımları takip ederseniz, Zealandia kendine özgüdür.
Bu sadece titiz bir isim değişikliği değildir. Yazarlara göre, Zealandia’nın aslında bağımsız bir kıta olduğu anlayışı, bilim adamlarının “kıta kabuğunun birleşmesi ve parçalanması”nı daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.
Ancak, coğrafya ders kitaplarınızı henüz kaldırıp atmayın. “Kıta”nın resmi bir tanımı yok ve bilim adamları büyük olasılıkla bunu yıllarca tartışacak (Plüton’un “gezegen” olup olmadığı konusunda halen tartışmaların devam ettiği gibi). Fakat bu durum bilimsel keşiflerin her zaman yeni, daha önce görülmemiş nesneleri içermesi gerekmediğinin güzel bir hatırlatıcısı niteliğindedir. Bilimsel keşifler bazen tanıdık nesnelere taze gözlerle bakmayı gerektirir.

2) Bu floresan kurbağa gibi onlarca yeni tür bulduk…

Bu zamana kadar bilim adamları Dünya üzerinde yaklaşık 1.5 milyon farklı tür tanımladı. Kulağa çok fazlaymış gibi geliyor, ancak tahminler en azından dört milyon belgelenmeyi bekleyen türün var olduğunu öne sürmektedir. Ve biz bunlardan her yıl yüzlercesini buluyoruz.

Mart ayında, araştırmacılar ultraviyole ışığa yerleştirildiğinde yeşil-mavi bir ışıma veren Güney Amerika’dan benekli ağaç kurbağasını anlatan bir bildiri yayınlayarak havalı bir buluş ilan ettiler. Kurbağa tam olarak karanlıkta parlamıyor; bunun yerine kısa dalga boylarında ışığı emip daha uzun dalga boylarında tekrar yayıyor. (Karanlıkta ışıldayan yaratıklar, ateşböcekleri gibi biyolüminesan (dirimsel ışıldayan) olarak bilinirler.) Fakat sadece birkaç tür bu hileyi kıvırabilmektedir- ve bu da bilinen ilk floresan amfibiyendir.

Geçen yıl bilim adamları, Meksika’da kırmızı büyük dişleriyle mağarada yaşayan bir örümcekten, ne yazık ki deniz madenciliğinin yarattığı tehdit altında kalması muhtemel okyanus tabanında “Casper” lakaplı hayali bir ahtapota kadar birçok zenginliği karşımıza çıkardı. Hatta geçen Eylül ayında, genetik bir analizde daha önce de düşünüldüğü gibi, sadece tek değil, dört zürafa türü olduğu ortaya çıktı.

3) Fakat endişe verici bir oranda türlerimizi kaybediyoruz.

Bilim adamlarının ellerinden geldiğince hızlı bir şekilde yeni türleri keşfedip tanımlamaya çalışmalarının sebeplerinden biri de doğal yaşamın birçoğunu şok edici bir hızda kaybediyor olmamızdır. İnsan uygarlığı genişledikçe, şehirler, çiftlikler ve madenler çoğaldıkça, doğal yaşam alanları ve vahşi doğa küçülmeye devam ederek birçok türü kaybolmanın eşiğine sürüklemektedir. Küresel ısınmanın da çok fazla bitkilerin ve hayvanların tarihi yelpazesini şiddetli bir biçimde dönüştüreceği beklenmektedir ve birçok türün buna adapte olamayacağı düşünülüyor.

Geçen haziran ayında bilim adamları, Büyük Set Resifi’nin (The Great Barrier Reef) yerlisi küçük bir kemirgen olan Bramble Cay melomitlerinin, deniz seviyesindeki yükseliş sebebiyle evleri olan bu küçük adanın su altında kalmasından dolayı muhtemelen nesillerinin tükenmiş olduğunu duyurdu. Eğer öyleyse, bu muhtemelen küresel ısınmaya bağlı olarak nesli tükenmekte olan ilk memeli olabilir (Bilim adamları, birkaç kurbağa türünün yok olmasından değişen iklimleri sorumlu tutuyor).

Ekolojik araştırmacılar, yaban hayattan kalanları korumak için acele etmezsek, çok daha fazla yok olmanın yakın olduğu konusunda uyarıda bulunuyorlar. Zürafa nüfusu son 30 yılda yüzde 40 oranında düşüş göstermiştir. Tüm primat türlerinin yarısından fazlası yok olmaya doğru hızlıca yol alıyor. 21. yüzyılın muazzam mücadelesi, Dünya’nın zengin biyo-çeşitliliğinin yalnızca müzelerde ve eski fotoğraflarda görülen uzak bir hafızaya bırakılmamasını sağlamaya çalışmaktadır.

4) Dünyanın en az 3,7 milyar yaşındaki en eski fosilleri Kanada’da bulunmuş olabilir.

İnsan uygarlığının tarihi, jeolojik zamanda göz açıp kapayıncaya kadar olan 10.000 yıldan daha kısa bir süreye sıkıştırılabilir. Tabii ki, dünya bundan çok, çok daha uzun süredir vardır, çoğu zaman bu zaman dilimini idrak etmek bile insanı sersemletir.

Mart 2017’de Londra Üniversitesi bilim adamları, bir zamanlar hidrotermal menfezlerin yakınında su altında yaşayan bakterilerin “mikrofosil” lerini içeren Kanada’daki kuvartz tabakalarını ortaya çıkardığını ve enerji için demir içeren kimyasal reaksiyonlar gerçekleştirdiklerini açıkladı. Bu kayaçların 3.7 – 4.3 milyar yıl önce oluştuğu düşünülüyordu, bu da şimdiye kadar bulunan en eski fosiller olduğunu gözler önüne seriyor.

5) Resmi bulut atlasına yeni bir bulut türü eklendi: Asperitalar

Uluslararası Bulut Atlası, 19. yüzyılın sonlarından beri meteorologları eğitmek için kullanılmıştır. Ve kafamızın üzerimizdeki gökyüzü hakkında zaten her şeyi bildiğimizi düşündüğümüz için mantıken onlarca yıldır bu atlasa yeni bulutlar eklenmemişti.

Fakat hepsi bu yıl değişti.

2006’dan beri, hava meraklısı İngiliz bir grup olan Cloud Appreciation Society, atlasın herhangi bir yerinde bulunmayan alışılmadık bir tür sarmal bulutunu fotoğraflamakta ve belgelemektedir. Dünya Meteoroloji Örgütü, çok çalkantılı ve resmi tartışmalardan sonra bunun gerçekten farklı bir oluşum olduğuna karar verdi ve Asperitar olarak adlandırılan bu yeni bulutu taksonomisine eklendi.

“Asperitalar” için atlasın yeni baskısı, “bulut tabanı içindeki sınırlandırılmış dalgalar, pürüzsüz veya daha küçük özelliklerle lekeli, bazen keskin noktalara inen sanki aşağıda pürüzlü bir deniz yüzeyi izlemek gibi” diyor.

The Cloud Appreciation Society, Asperitas bulutunun tanınmasını, “sıradan vatandaşların bilime katkısının zaferi” olarak adlandırdı ve akıllı telefonların yükselişinin bilim adamı olmayan kişilerin çevremizdeki dünyada her türlü olayı belgelemesi ve bilim adamlarının bu gezegenimizin daha zengin bir resmini oluşturmasına olanak sağladığına dikkat çekmiştir.

6) Büyük Set Resifi’nin başı, düşündüğümüzden daha fazla belada.

Mercan kayalıklarına genellikle okyanusun yağmur ormanları denir. Deniz tabanının yalnızca yüzde 0,1’ini kaplamasına rağmen deniz balıklarının yüzde 25’ine ev sahipliğini yapmaktadır. Hayati balıkçılık endüstrilerini sürdürür, tüplü ve şnorkelli dalış yapanlar için popüler yerlerdir.
Ne yazık ki bu resifler, yükselen okyanus sıcaklıklarına ve küresel ısınmaya karşı son derece savunmasızlar. Sular çok sıcak olduğunda, resifleri oluşturan canlı mercan polipleri, sert iskeletlerinde yaşayan ve onlara besin sağlayan zooxanthellayı atar. Bu durum meydana geldiğinde, mercan acı çekmeye başlar ve “ağartma” olarak bilinen korkunç bir beyaz renk alır. Şiddetli ağartma olayları sırasında birçok mercan ölebilir ve bu da mercan resifine bağlı olan tüm deniz yaşamına zarar verir.
Geçtiğimiz yıl, Avustralya’nın görkemli Büyük Set Resifi alışılmamış derecede yüksek okyanus sıcaklığından dolayı çok sert bir darbe aldı ve başlarına ilk defa gelen peş peşe ağartma olaylarına maruz kaldı. Resifin büyük kuşakları şimdi ölümle karşı karşıya. Daha da kötüsü, bu beyazlatma olayları, gezegen ısınmaya devam ederse gelecekte giderek yaygınlaşacak ve resif kendini toparlamak için zorlu bir mücadele vermek zorunda kalacak. Belli bir noktadan sonra, birçoğu tamamen yok olacaktır.
Şimdi, Avustralya resifini kurtarmak için atabileceğimiz adımlar var. Ya da en azından küresel ısınma karşısında bir mücadele şansı var. İnsanlar, mercana daha fazla zarar verecek gübre ve kanalizasyon akışını sınırlayabilir. Gereğinden fazla algleri temizleyerek resiflerdeki otçul denizkedilerinin aşırı avlanmasını önleyebiliriz.

7) Ama insanlar aynı zamanda, büyük çevre sorunlarıyla mücadele için bir araya gelebileceklerini gösterdi.

Bu listeyi daha umut verici bir notla bitireceğiz. İnsanlar bu gezegene ve üzerinde yaşayan diğer türlere çok zarar verdiler, bu doğru. Ancak biz, diğer türleri korumak, ekosistemleri onarmak, yarattığımız zararın azaltılması için dikkate değer bir güç de sarf ettik.
Geçtiğimiz yıl, birlikte yürütülen koruma çalışmaları sayesinde dev pandayı yok olma eşiğinden geri getirdik. Bilim adamları, nesli tükenmekte olan Tazmanya şeytanını ölümcül bir yüz tümörü hastalığına karşı korumak için bir aşı geliştiriyor. Daha geçen bahar, Smithsonian Enstitüsündeki ekolojistler bir zamanlar vahşi hayatta soyu tükenmekte olan bir antilop türü “scimitar-hornes aryx”in Çad’da yeniden ortaya çıktığını ve şu anda üremekte olduğunu duyurdular.
Yazarlar, insanların daha kayda değer şeyler yapmak için bir araya geldiğine dikkat çekiyor. 10 yıl önce yüzde bir düzeyinde olan Deniz Koruma Alanları, şu anda tüm dünya okyanuslarının yüzde 5’i oldu. Dünya ulusları temiz enerjiyi güçlendirmek ve küresel ısınmanın temel etkeni olan kömürden uzaklaşmak konusunda kayda değer ilerlemeler kaydetti. Evet, yüzleşmiş olduğumuz bazı büyük çevresel sorunlar karşısında bu çabalar hala yetersiz. Ancak tüm bunlar o kadar da vahim değil.
Nasıl ki insanlar gezegen hakkında inanılmaz keşifler yapma yeteneğine sahipse, onun gidişatını değiştirme yetisine de sahip. Orijinal Dünya Günü’nün arkasındaki fikir, bu gidişatı daha iyi hale getirmek için insanın yaratıcılığını kullanabilmekti. Nereye bakacağını biliyorsan, o yola dair işaretler kesinlikle vardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here