BRİDGET JONES’UN BEBEĞİ – EVLENEMEYEN/ÇOCUĞU OLMAYAN KADIN OLMAK

0
222

Bridget Jones’u 30’lu yaşlarının başında evlenmeye çalışan genç bir kadın olarak tanıdık. Bizim kültürden olmasa da bir hayli yakın bir durumdu diyebiliriz. Kadın olmanın getirdiği “kültürel” ve “biyolojik külfetle” bir an önce evlenmesi ve en kısa zamanda çocuk sahibi olması gerekiyordu. Karşısına çıkan iki adam arasında gidip geldi. Kimi zaman ailesini dinledi kimi zaman kendi iç sesini.

Bu iki filmde günlüklerine tanık olduktan sonra aradan biraz fazlaca yıl geçti. Ve kendisini artık 40’lı yaşlarının başında görme şansımız oldu. Artık kendini iyice işine adamış, hayatından memnun, dostları olan, evlenmek ve çocuk sahibi olmak fikrinden vazgeçmiş bir kadınla karşılaştık. Derken kader ağlarını örü ve hamile kaldı. Üstelik çocuğun babası olma ihtimali olan ve olmak da isteyen iki adamı hayatına alarak.

Sonunda çocuğunu kucağına ve eşini de yanına aldı. Ve bu filmle ilgili şu tarz diayloglar kurar olduk:

  • Bridget Jones’un Bebeği nasıl bir filmdi sence?
  • Belli bir yaşa gelmiş yalnız kadınlar için umut verici.

Evet, gerçekten umut verici. Bunu tek taraflı düşünürsek “Bakın 43 yaşında da evlenebilir, çocuk sahibi olabilir, daha mutlu hissedebilirsiniz” mesajını verdiğini söyleyebiliriz. Ve bu mesaj yanlış değil. Daha geç yaşta da evlenebilir, çocuk sahibi olabilirsiniz. Günümüzde doğal yollardan bu mümkün olduğu gibi teknoloji de buna artık zemin hazırlıyor. Peki çift taraflı bakarsak nasıl bir mesaj çıkarmak gerekiyor?

Şöyle; evet günümüzde evlenme ve çocuk sahibi olma yaşı artık daha geç yaşlara kadar evrildi. Bunun için standart belirlemek her ne kadar mantık dışı da olsa toplumumuz böyle sınırlar getirmeyi seviyor. Biraz düşünürsek biyolojik bazı etkenleri saymazsak bu sınırlar tamamen toplumsal beklentiler tarafından şekillendirilmekte. “Evde kalmış olmak” gibi kavramlar bu beklentilerin, ki bunlar yaklaşık otuz sene öncesinin şartlarıyla oluşmuştur, gerçekleşmemesiyle ortaya çıkmaktadır. Başarılı olsun olmasın, iş güç sahibi olsun olmasın her kadın maalesef bu beklentilerden ileri gelen toplumsal baskılara ya da yadırgamalara maruz kalmaktadır.

Aslında bunlardan minimum düzeyde etkilenmenin kolaylaştırıcı yollarından biri kendimize şu soruları sorarak ne istediğimizi bilmekten geçiyor:

  • Evlenmek istiyor musunuz? Evet ise neden? Evliliğin benim için anlamı ne?
  • Nasıl bir evlilik/aile hayatı istiyorum?
  • Dış etkenlerin benim üzerimdeki etkisi ne kadar?
  • Evlenmezsem nasıl bir hayatım olur ve bu beni mutlu edebilir mi (tabi ki!)
  • Çocuk istiyor muyum?
  • Neden istiyorum?
  • Çocuğun getireceği sorumluluklar neler ve ne kadar istiyorum?
  • Çocuğum olmazsa nasıl bir hayatım olur?

Ve bunlar gibi başka sorularla aslında ne istediğimizi netleştirmek, toplumsal beklentilerden öte kendi tercihlerimizi görmemizi sağlayacaktır. Kendi tercih ve isteklerimize sahip çıkmak, kendimize sahip çıkmaktır. Bu nedenle insanların söylediği şekilde değil kendi uygun gördüğümüz şekilde (ancak kendimize ve başkalarına zarar vermeden) hayatımızı yaşayabilmek aslında en temel ihtiyacımızdır.

Bu filmi seyrettiğinizide belki gülecek, neşelenecek ve rahatlayacaksınız. Ancak çok daha ötesini düşünmeyi unutmayın. Filmlerin yol göstericiliği aslında bize tuttukları aynalarla gerçekleşir. Bize ne hissettirdikleri önemlidir. Bridget Jones’un Bebeği de günümüzde bekar genç kadınların üzerindeki baskıyı bir kenara koymalarına destek olacak ve bazı konuları sorgulatabilecek bir film olarak karşımıza çıkmaktadır. Keyifli seyirler…

Paylaş
Önceki İçerikÜnlü Alışveriş Sitesi Türkiye’den Çekiliyor
Sonraki İçerikLEON: SEVGİNİN GÜCÜ MÜ YOKSA BİR PROFESYONEL Mİ?
2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)Psikoloji bölümünden mezun olan Burcu Sevim, “Otizm tanısı almış çocukların annelerinde stres, depresyon, kaygı ve intihar düşünceleri” konulu tezi çerçevesinde stresle başa çıkma programı uyguladı ve Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladı. “Karşı cinsle ilişkilerde mizah, bağlanma, kişilik özellikleri, psikolojik sorunlar ve öfke” konulu tezi ile 2011 yılında ODTÜ’de Klinik Psikoloji doktora programını bitirdi. Eğitimi süresince önde gelen hastanelerde psikiyatri servislerinde staj yaptı, çeşitli Klinik Psikoloji ve Psikiyatri merkezlerinde psikoterapi uygulamalarına devam etti ve süpervizyon aldı. ODTÜ’deki eğitimi sürecinde dahil olduğu Psinema grubunun etkinlikleri bünyesinde sinematerapiye olan ilgisi arttı ve uygulamalarında filmleri kullanmaya başladı. Verdiği seminerlerin yanı sıra, psikoloji ve sinemanın iç içe olduğu radyo programının yapımcılığını üstlendi, Psinema dergide çeşitli yazıları yayınlandı ve editörlük yaptı. Cinemascope dergisinde SinemaTerapi köşesinde yazdı, yurt dışında intihar ve sanatla ilgili yapılan bir çalışmada ergen intiharları ve filmler konulu yazısıyla katkıda bulundu. ODTÜ KKK Psikoloji bölümünde ve Yeditepe Üniversitesi Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümlerinde öğretim görevlisi olarak Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji ve Filmler & Psikopatoloji dersleri verdi ve derslerde filmleri kullanarak daha keyifli ve kolay öğrenmenin sağlanmasını hedefledi. Çeşitli psikoloji sitelerinde sinema ve psikoloji konulu yazıları bulunmaktadır. Halen Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans ve doktora programlarında ders vermekte, psikoterapi uygulamaları yapmakta, film gösterimleri ve söyleşileri düzenlemektedir. BS Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde ergenler ve yetişkinlerle Bilişsel-Davranışçı Terapi, İlişkiler Arası Terapi ve Sinematerapi yaklaşımlarından yararlanarak çalışmaktadır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, travma, ilişki problemleri, ergenlik gibi farklı problem alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here