Bay Evet (Yes Man, 2008),  boşandıktan sonra hayatında her şeye “hayır” demeyi huy edinmiş bir adamın tam tersini yapmaya başlamasıyla hayatında değişenleri anlatmaktadır. Bir bankada çalışan Carl, eşinden boşandıktan sonra hayatına ara vermiştir. Görünürde işe, yaşamaya devam etmektedir ancak herkesten uzak, sürekli reddeden bir moddadır ve bir süre sonra artık yalanları da işe yaramaz. Sonrasında bir seminere katılır ve her şeye düşünmeden “evet” demek üzere söz verir. Bundan sonra hayatı değişir. Sürekli hayır demek nasıl ki onu pek çok şeyden mahrum bıraktıysa, sürekli evet demek de çözüm olmaz. Sonuçta bir denge tutturmak gerektiği mesajıyla Carl, bundan da vazgeçer ve hayatında bu dengeyi sağlama sorumluluğunu alır.

Kişisel gelişimden yola çıkarak “Hayatın getirdiklerine sırtınızı dönmeyin ama tamamen kucağınızı da açmayın.” mesajını veren film, aslında Carl’ın depresif ve manik olmak üzere iki farklı dönemini gözler önüne sermektedir diyebiliriz. İki uçta yaşadığı bu dönemlerin işe yansımalarına bakacak olursak psikolojik durumumuzun iş yaşamımızı ve performansımızı nasıl etkileyeceği konusuna da değinebiliriz.

“Ben ne dersem diyeyim sen yine bu cevabı vereceksin.” Norman (Carl’ın amiri)

Öncelikle Carl’ın boşandıktan sonra hala yas sürecini bitiremediği, insanlardan sürekli uzak duran, kendini izole eden bir tutum sergilediği depresif sürecine göz atalım. Bu süreçte Carl, yakın arkadaşlarının çabalarına da cevap vermemekte, evde tek başına film seyrederek zaman geçirmekte ve gittikçe yalnızlaşmaktadır. Ancak bu süreci iş yerindekiler tarafından bilinmez; bilinmesi de çoğu zaman mümkün değildir. Özel yaşamımıza dair pek çok şeyi iş yaşamında kontrol eder, gizler ya da örteriz. Ancak yine de bakacak olursak Carl bize bu süreçle ilgili bilgi vermektedir. Özel hayatındaki iletişim kopukluğu, insanlardan uzak durması ve sürekli reddeden pozisyonda durması işine de bir hayli yansımaktadır. Onunla yakın ilişki kurmaya çalışan amirini bir şekilde kendinden uzak tutar. Nasıl bir teklif gelirse gelsin reddetmeye hazırdır ki bu da hissedilir. Bu durumda kendini gittikçe izole etmektedir. Ayrıca, kredi başvurusunda bulunanlara sürekli hayır cevabı verir. Kendi umutsuzluğunu müşterilere de yansıtır. Bu olumsuz değerlendirmelerinin temelinde depresif süreçlerde ortaya çıkan karamsarlık yatmaktadır. Depresyondaki bir kişi bardağın boş tarafını görmeye ve abartmaya meyillidir. Bu nedenle olumsuz durumları daha hızlı görür, daha çok önemser ve vurgular. Ancak olumlu durumları değerlendirmede bu beceriyi gösteremez, hatta gözden kaçırır. Carl da aynı şekilde kredi başvurularını değerlendirirken yanlı bir bakış açısına sahiptir. İlişkilerini de benzer olumsuz yanlılıkla düzenlediğinden gittikçe kaybettiğinin ve kaybettirdiğinin farkında değildir. Zamanı geldiği halde terfi almadığını öğrendiğinde durumu hemen kabullenir ve mücadele etmez; çünkü enerjisi ve umudu yoktur.

Birden tam tersi bir tutum geliştirir ve değerlendirme sorumluluğu almadan her şeye “hayır” derken, değerlendirme sorumluluğu almadan her şeye “evet” demeye başlar. Görünürde tam tersidir ancak altta yatan yine değerlendirme yapmamaktır. Bu kez hayatı çeşit çeşit yaşantıyla dolmaya başlar ve durağanlık yok olur. Ancak bu sefer de kontrolden çıkmış pek çok şey vardır. Manik bir dönem olarak değerlendirebileceğimiz bu süreçte ise isteyen herkese risk ve miktar değerlendirmesi yapmadan kredi vermeye başlar. Kurumun analizlerine göre 2 ayda 35-40 kredi onaylanırken, Carl 561 krediyi onaylar. Filme göre bu onun yükselmesini sağlayan bir sürece dönüşür ancak gerçek hayatta da olacağı bu mudur tartışılır. Kurumun izlediği yolun dışında dürtüsel bir şekilde hareket etmek aslında bir hayli riskli ve işi kaybetmeye kadar gidecek bir davranıştır. İşi konusundaki kontrolsüz davranışları ilişkilerine de yansır. Daha sosyal olması ve yöneticisiyle daha yakın ilişki kurması bir artı olarak değerlendirilebilir. Buradaki sorun, sınırların olmaması, profesyonellikten uzak bir ilişkiye doğru gidilmesi ve tehlikelere aldırmamasıdır. Yüzünü bantlayarak amiriyle şakalaştığı sahne garipsenen ufak bir durumu gözler önüne sermektedir. Ancak manik dönemde bir kişinin iş ortamında uygun olmayan birçok tehlikeli ve nahoş davranışa girme olasılığı yüksektir. Çok fazla alışveriş yapması, aşırı borçlanmasına, bu da yine işe yansıyan başka sorunlara neden olabilir. Dolayısıyla aslında bu sefer de uygunsuz, kontrolsüz ve tepkisel davranışlarının hem iş ilişkilerinde hem de işi gereği yapması gereken görevlerde yansımaları dikkatimizi çekmektedir.

Psikolojik sorunlar hepimizin karşılaşabileceği, hayatımızın bir döneminde yaşayabileceği sorunlardır ve çoğu dönemseldir. Ancak bu sorunları sadece özel hayatımız dahilinde tutmak kolay değildir. İster istemez iş performansımıza ve ilişkilerimize yansıması mümkündür. Bir de bunları gizlemeye çalışmak, ört bas etmek, sorunu çözmekten öte daha da büyütebilir. Bu nedenle özellikle sıkıntılı dönemlerde, yakınlarımızdan destek ya da uzmanlardan profesyonel hizmet alarak, yansımaları minimuma indirmek mümkündür.

Paylaş
Önceki İçerikDünyanın En Yüksek Binası ”Burj Khalifa”
Sonraki İçerikDış ticaret rakamları açıklandı
2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)Psikoloji bölümünden mezun olan Burcu Sevim, “Otizm tanısı almış çocukların annelerinde stres, depresyon, kaygı ve intihar düşünceleri” konulu tezi çerçevesinde stresle başa çıkma programı uyguladı ve Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamladı. “Karşı cinsle ilişkilerde mizah, bağlanma, kişilik özellikleri, psikolojik sorunlar ve öfke” konulu tezi ile 2011 yılında ODTÜ’de Klinik Psikoloji doktora programını bitirdi. Eğitimi süresince önde gelen hastanelerde psikiyatri servislerinde staj yaptı, çeşitli Klinik Psikoloji ve Psikiyatri merkezlerinde psikoterapi uygulamalarına devam etti ve süpervizyon aldı. ODTÜ’deki eğitimi sürecinde dahil olduğu Psinema grubunun etkinlikleri bünyesinde sinematerapiye olan ilgisi arttı ve uygulamalarında filmleri kullanmaya başladı. Verdiği seminerlerin yanı sıra, psikoloji ve sinemanın iç içe olduğu radyo programının yapımcılığını üstlendi, Psinema dergide çeşitli yazıları yayınlandı ve editörlük yaptı. Cinemascope dergisinde SinemaTerapi köşesinde yazdı, yurt dışında intihar ve sanatla ilgili yapılan bir çalışmada ergen intiharları ve filmler konulu yazısıyla katkıda bulundu. ODTÜ KKK Psikoloji bölümünde ve Yeditepe Üniversitesi Psikoloji ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümlerinde öğretim görevlisi olarak Klinik Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Sosyal Psikoloji ve Filmler & Psikopatoloji dersleri verdi ve derslerde filmleri kullanarak daha keyifli ve kolay öğrenmenin sağlanmasını hedefledi. Çeşitli psikoloji sitelerinde sinema ve psikoloji konulu yazıları bulunmaktadır. Halen Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji yüksek lisans ve doktora programlarında ders vermekte, psikoterapi uygulamaları yapmakta, film gösterimleri ve söyleşileri düzenlemektedir. BS Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde ergenler ve yetişkinlerle Bilişsel-Davranışçı Terapi, İlişkiler Arası Terapi ve Sinematerapi yaklaşımlarından yararlanarak çalışmaktadır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, travma, ilişki problemleri, ergenlik gibi farklı problem alanlarında çalışmalarına devam etmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here